Yokluğunun inadında söylüyorum türkülerimizi
Posted by Fatih Karatana | Posted in Anlatmaya değer | Posted on 28-05-2010
0
Özledim sevgilim.. Ellerinle yüzümü okşamanı özledim. Avuçlarının arasına aldığın yanaklarımın kızarmasını; ben utandıkça gözlerinle yüreğimi umutlandırmanı özledim..
Yokluğunda zifiri karanlık gecelerim, yatağım soğuk, yastığım sen kokmuyor, saçların dokunmuyor yüzüme uykumda.. “Üşüdüm, beni ısıtırmısın” diye sorarken yüzündeki masum tebessümü özledim.
Özledim seni sevgilim.. Omzuna başımı yaslayıp yorgunluğumu gidermeyi özledim.. Kapıyı açtığında karşılaştığım mutlu kız çocuğunu özledim. “Bütün gün sensiz çok sıkıcıydı” diyerek yüzümün bütün yaşlı kıvrımlarını gençleştirmeni özledim.
Uyumuyorum gittiğin günden beridir.. Eşyalarını kokluyor, kimine sarılıyor, kimiyle karşılıklı ağlıyoruz ve sen yoksun sevgilim.. Mutlu olması için çabaladığım sen yoksun. Çabalamak, hayatla boğuşmak ne kadar anlamsız şimdi. Nefes alabiliyor olmak ne kadar gereksiz, dokunuyor olmak ne kadar sıradan. Anlamını yitirdi bütün melodiler, sen gidince.. Buhranlarım terketmez oldu yaşlı yüreğimi.. Şimdi bensiz üşümeyecek misin, üzülmeyecek misin benimle kalamadığın için..
Ankara kışının her günü kahve içmeye giderdim, sevda türkülerimin eksik olmadığı o meftun mekana.. Sana aşık olduğum için dinlerdim türkülerimizi; türkülerimizi dinledikçe sana yeniden, bıkmadan, vazgeçmeden, sıkılmadan yeniden aşık olurdum her bir satırda, her bir hecede, her bir solukta! Seni sevdikçe yaşlanmazdım, seni sevdikçe ölümsüzdüm, hasta olmaz, üşümez, titremezdim..
Oysa şimdi ısıtamıyorum yüreğimi.. Ellerimi ısıtamıyorum.. Titremem hiç geçmiyor sevgilim, hasta yatağında ölmek üzereymiş gibi ateşler içerisinde yanmama rağmen üşüyorum sevgilim.. Türkülerimizi dinleyemiyorum sevgilim..
Biliyorum, sen yine parmak uçlarında üşüyorsun.
Aramızda kıvrılıp yatan uzaklığa inat
Ayaklarınla kasıklarımın kasırgasını,
Ellerinle yüreğimde yaktığın ateşi düşlüyorsun.
Sularımız sızıp karışıyor ay karanlıkta
Ve cırılcıplak bir ırmağa dönüşüyoruz yatağımızda..
Apansız pencerende gülümsüyor güneş, ne güzel.
Bütün parmakların tıkır tıkır işliyor,
İştahla gülüyorsun yaşamaktır Aşk!
Geceyle gündüzün sesziz gecişimidir bir uyku boyunda.
Delice bir yangın parmaklarının buzulunda
Ah şahrut her yerimiz nasıl da şaşırıp kalmaya istekli.
Özlemek güzelse eğer, neden canımızı bu kadar yakıyor
Posted by Fatih Karatana | Posted in Anlatmaya değer | Posted on 23-05-2010
0
Çocuktuk ya hani hepimiz bir zamanlar.. Hepimizin bedenlerimiz kadar küçük kaçamakları vardı. Beslenme çantalarımızdan çıkan çeyrek ekmekleri paylaşırdık ya hani. Paylaşmak o kadar keyifli, ama o kadarda zordu bizim için. Arkadaşına, dostuna, kimi zaman sevgiline sevgiyi göstermenin en kolay ve masrafsız yoluydu ekmeğimizi paylaşmak. Kocaman kocaman gözlerimiz bizim inadımıza saklamazdı küçük sevgililerimizden, onları ne kadar çok sevdiğimizi..
Küçük aşklarımız oldu, küçücük yüreğimize sığdıramadığımız kocaman aşklarımız. Nedendir bilmem ama, çocukluk aşklarımız hiç acıtmazdı canımızı. Hani yıllar geçince insan lise aşklarını düşünür, sonrasını düşünür ve her geçip giden için hayıflanır, dertlenir ya; çocukluk aşklarımız üzmez bizi.. Yormaz, küstürmez, incitmez. Anılarımız kadar sıcak, güleryüzlü ve temizdirler.. Geçip gidenlerin ardından kirlenen gönlümüzün inadına tertemiz kalır onların yeri. Kirletemez hiçbirşey onları, bizi kirlettiği gibi..
Özlüyor musun çocukluğunu? Kim özlemez ki.. Yemeği kaçırmak ve bütün geceyi aç gecirmek pahasına da olsa sokaklarda tepinirdik deliler gibi. Şimdi düşünüyorum da “gibi”si fazla aslında! Çocukken deliymişiz, ne güzel.. Farkında değilmişiz hiçbir şeyin, ne güzel. Umrumuzda değilmiş düşünce acıyan, kanayan dizlerimiz, yırtılan pantolonlarımız, ne güzel. Ve bütün bu güzellikler deli olduğumuz için, çocuk olduğumuz için güzelmiş. Hayatın bizi yıllar geçtikçe çirkinleştirmesine inat, en azından anılarımız güzel kalabilmiş…




